31 Temmuz 2012 Salı

Dostluk

Dostluk hakkında karalamak, karalamama yakışıklı bir fotoğraf eklemek istedim. Sonunda bulamadım ve idefix'ten içinde dostluk geçen kitapları arattım. Bulduklarımın çoğunluğu çocuk kitapları oldu, nedenini düşündüm. Aşk gibi, kitaplardaki; dostluk da çocuk kitaplarının ulaşılamazı, vazgeçilmezi. Bende anlamı çok deşilmiş bir kavram olduğunu o arama esnasında fark ettim. Sevdiğim özel insanlar var elbet. Ama istisnalar bir yana, gerçek dostluk var mı?


Bir zamanlar, küçükken, safken, çok sevdiğim bir dostum olduğunu sanmıştım. Birbirimize mektuplar yazardık. Sevdiğimiz şarkıların sözlerini paylaşır ve biriktirirdik, yeni yabancı gruplar hep böyle türemişti bir zamanlar. Yalan söylediğini anlamadığım, anlamamama ek olarak asla yalan söylemediğim dostum ile aslında kendi hayal dünyamda bir oyun çadırı kurmuştum. Oyun çadırındaki saf dostluğu, dostum nefrete dönüştürdü. Ben bunu bile bile neden ondan nefret etmemiştim, hâlâ düşünürüm.

*Fotoğraf, hâlihazırda İstanbul Modern'de devam eden Burhan Doğançay Retrospektifi'nden, http://www.city-shot.com/burhan-dogancay/ aracılığıyla.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Orhan Pamuk - Masumiyet Müzesi: "Roman, Müze ve Katalog Üçlemesi"

     
     (Fotoğraf buradan alınmıştır.)
2006 yılında Edebiyat alanında Nobel Ödülü'ne layık görülen Orhan Pamuk'un ödülü aldıktan sonra yayımlanan ilk romanı Masumiyet Müzesi, dünya edebiyatında en çok konuşulan romanlardan birisi oldu ve 28 Nisan 2012 tarihinde açılan müze ile konuşulmaya devam ediyor. Ayrıca müzenin açılmasından onbeş gün sonra aşağıdaki katalog yayımlandı ve konu ile ilgili heyecan duyanlara bir "şey" daha armağan edilmiş oldu.

Algodón: İlk baskısı 2008 yılında yayımlanan kitabı maalesef henüz okuyabildim. Kitap ile ilgili heyecanımı perçinleyen, tamamen kişisel bir mesele. Orhan Pamuk'u basından tanıdığım kadarıyla ve sadece başka iki kitabına üniversitede okurken tesadüf etmiş birisi olarak, hakkında bazı önyargılara sahip bir okuruydum. Ön yargılarımın kırılmaya başlaması, kendisinin Saf ve Düşünceli Romancı isimli kitabı ile başladı. Kitap, yazarın Nobel ödülüne layık görüldükten sonra verdiği Norton konuşmalarından derlenmiş. Bu konuşmalarda Orhan Pamuk, roman yazarlığı hakkında ayrıntılı değerlendirmelerine yer veriyor. Yazma teknikleri ile ilgilenenler için samimi açıklamalarda bulunması beni çok etkilemişti. Ardından müze fikrini duyduğum Masumiyet Müzesi isimli kitabı sadece bu düşüncesi ile bile beni kendine çekti. Bir yandan kitabı okumak istiyordum, bir yandan da yazara karşı önyargılarım beni engellemeye çalışıyordu. Sonunda kazanan okuma isteğim oldu. Kitap, ilk sayfadan itibaren, önyargılarımdan arınmamı sağladı, Saf ve Düşünceli Romancı'da kendisini son derece samimi bir biçimde okumaya ve yazmaya adayan bu insan beni yanıltmamıştı ve kendimi kitaba kaptırdım.

Aşağıdaki görüntülerde yazar 2009 yılında New York'ta bir okuma akşamına davet edildiğinde, romanının temel olarak Kemal Basmacı ve Füsun Keskin arasındaki aşk hikâyesi olduğunu ifade ediyor ve protogonist Kemal gözünden İstanbul'un 1975 ve 1984 yılları arasındaki cemiyet, aile ve kişisellik değerlerinin bir değerlendirmesi olarak nitelendiriyor:
(Video youtube aracılığıyla)

10 Temmuz 2012 Salı

Bir film: Gölgeler ve Suretler


Derviş Zaim'in yazıp yönettiği "Gölgeler ve Suretler"in benim için özel bir önemi var. Günlerden birgün Beyazıt'taki Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nin içerisinde yer alan Erenler Nargile ve Çay Bahçesi'nin kapalı salonunda elimde notlarım ile oturmuş elma çayı içiyordum ve yanımda bir adam elinde bir dosya ile oturmuş; zaman zaman okuyor, zaman zaman da kafasını kaldırıp etrafına bakınıyordu. O adam Derviş Zaim'di ve elindeki dosyanın kapağında, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, "Gölgeler ve Suretler" yazıyordu. Yazar ve Yönetmen Zaim'i tanımıştım ve elindeki henüz gerçekleşmemiş bir proje olduğuna göre ya bir kitap ya da bir film olacaktı... İşte film olarak karşıma çıkan bu dosya, 1963 olaylarını Kıbrıs Türklerinin gözünden aktarıyor. Eflatun'un mağara metaforunun kullanılması, Platon'un idealar kuramının temsili, Karagöz Hacivat'ın Ramazan eğlencesi dışında ifade ettikleri... Özellikle filmin ilk sahnelerin birisindeki Hacivat ve Karagöz oyunu oldukça akılda kalıcı: 

- Hacivat'ım insanlar görünmez olsalardı ne yaparlardı?
- Çalar çırpar ham yaparlardı, isterlerse katliam yaparlardı.
- Hacivat'ım insanlar bu rezillikleri neden yaparlardı?
- Yakalanmaktan korkmayacakları için yaparlardı.
- Peki Hacivat'ım hem görünmez olmak hem de iyi insan olmak mümkün müdür?
- Sen gene de dikkat edeceksin, karanlık tarafına hükmedeceksin
(...)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Sivas Katliamı hakkında: "Menekşe'den Önce"

 Tarih: 2 Temmuz 1993
Yer: Sivas, Madımak Oteli

Fazıl Say'ın müziklerini hazırladığı, Soner Yalçın'ın ise tutuklanmadan önce üzerinde çalışmakta olduğu belgesel, bugün, yani Sivas Katliamı'nın yıldönümünde, Akatlar MKM'de gösterilmiştir. Belgesel,  yaşananları Menekşe'nin gözünden anlatıyor. Olayı hiç yaşamamış; fakat, olay sonucu iki kardeşini kaybetmiş birisi olarak...

Benim gibi belgeseli bugün izleme şansı bulamayanlar için, belgeselin televizyonda veya internette ayrıca yayımlanmasını diliyoruz.
   *Fotoğraf, http://www.kktcmedya.com/h4587-madimak_oteli_davasi_dustu.html websitesinden alınmıştır.