9 Haziran 2014 Pazartesi

Neye Baktım Neyi Gördüm? (Pazartesi Yazıları 5: Sanat ve İşaret)

Blogda konuk yazar işini sevdim :) "Kitapsız" öykücü söyleşilerimden birisinin konuğu Mesut Barış Övün idi. Bu hafta kendisinin bir denemesini paylaşıyorum. Geçmiş zaman söyleşimiz burada, blogu ise burada. Kendisine çok teşekkür ediyorum.


"Bana anlamlı bir iz gösterin, onu takip edeyim." Bu, Enis Batur’un okurken işaretlemediğim için şimdi hangi kitabında olduğunu bilemediğim / bulamadığım bir cümlesi, yaklaşık olarak. Siz de kabul edersiniz, bugün bizi -daha ziyade şehirde yaşayanları- çevreleyen dünya sıkılmak fiilini sözlüklerden silecek kadar çok şey sunuyor önümüze. Önceki nesillere kıyasladığımızda, bir seçenek bombardımanı altındayız. Gene de boşluğa düşmenin, sıradanlaşmanın iyiden iyiye kolay olduğu bu ahir zamanlarda takip etmeye değer bir "anlam izi" çıkarsa karşımıza, şanslıyız.

     Nuri Bilge Ceylan’ın 1997 senesinde yapılmış bir röportajını okudum geçenlerde. "Anlam" meselesi üzerine çok kafa yorduğunu anladığımız yönetmen, gençlik yıllarında okuduğu bir kitaptan etkilenmiş ve Nepal’e kadar gitmiş. Birkaç ayını oralarda geçirmiş. Ceylan’ın ürettiği sanata, yaptığı filmlere soğuk bakanlar bu hissiyatlarını onun Himalayar’da, kar üstüne 400 kilometre yürümüş olmasına bağlayabilirler; ama -siz de kabul edersiniz- "sanatçının anlamı arayan adam olarak portresi" için elle tutulur bir örnek bu. Ceylan’ın adım adım, sakinlikle ördüğü kariyerinde sinemamıza -şimdiden- bir iz bırakmasının gençlik yıllarında başlayan ve hep devam eden bu anlam arayışının ciddi bir katkısı olduğu kesin. Sanatın iki dalı, fotoğraf ve sinema  Nuri Bilge Ceylan’ın anlamı arama ve iletme çabasında başat aktör olmuşlar.
Tabii, herkes gidip Himalayalar’da yürüyecek diye bir şey yok! Aradığımız, yanı başımızda da olabilir. Peki, nasıl bileceğiz, gerçekte biz kimiz? Bizi gerçekten bir yere götürmeyi vaat ediyor mu yüreğimiz? İşte sanatsal yaratıcılık çoğu durumda bu soruyu anlamlı bir biçimde çözer; içimizi ve zihnimizi açar. Mesela, adam Anadolu’da bir ilçede mobilya kaplama işi yapıyor, bir gün kalkıyor, televizyondaki yetenek yarışmasına katılıyor, çıkıyor sahneye ve milyonların önünde şarkısını söylüyor.  Bir ses sanatçısı oluyor, birkaç dakikalığına da olsa. Hayatının en anlamlı, içini en çok dolduran işi belki. 
Kişinin kendi anlam izini bulduğunda onun peşinden gitmesi, kaçınılmaz; sorun, çoğu zaman, bu ize hiç rastlayamamak veya bir yerden sonra o izi kaybetmek. Sonuç, doldurulması kolay olmayan bir boşluk. Bir öncekiyle aynı olan gün, hep zarar hanesine, ne kadar farkındayız?  Sanat, gündelik hayatımızda yer bulan çeşitli formlarıyla -fotoğraf, resim, edebiyat, sinema, müzik- çoğu zaman bu boşluğu dolduracak bir toplam sunar ve yolumuzun üstüne bizi yönlendiren işaretler koyar. Bir fotoğraf karesi, bir kısa öykü görünenden / anlatılandan daha fazlasını içerir, eğer görmeyi başarabilirsek. Kısacası sanat bize hayatın sırrını fısıldamaz belki ama takip edeceğimiz anlamlı bir iz gösterebilir.
Şarkıdaki gibi aynı, çözmek için anlamak yeterli değildir*, tamam, ama ilk adım -herhalde siz de kabul edersiniz- en önemli adımdır.

Sanatın çeşitli dalları, insanoğlu için fener ışıkları.
Mesut Barış Övün


*Bülent Ortaçgil, Sensiz Olmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz. Yazar tarafından yorumunuz onaylandıktan sonra yayımlanacaktır.

Thank you for your comment. It will be published upon approval by the author.